Pazartesi, 1 Haziran 2020 Hicri : 10 Sevval 1441

SAD BİN EBİ VAKKAS (r.a.)

SAD BİN EBİ VAKKAS (r.a.)

SA’D B. EBU VAKKAS ra

“Rasûlullah (sav)’in Okçusu & Kemankeşlerin Piri”

Milâdî 592 yılında Mekke’de doğdu. Dedesi, Resûl-i Ekrem’in annesinin amcası olduğu için Resûlullah sav Sa‘d Hz.lerine “dayı” diye hitap ederdi ve O’na “Bu benim dayımdır. Böyle bir dayısı olan varsa bana göstersin” diyerek iltifatta bulunmuştur. Sa’d bin Ebî Vakkâs hazretleri, Hazret-i Ebû Bekir vâsıtasıyla Müslüman olmuş, Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden bir zâttır. İlk Müslümanların yedincisidir. Müslüman olduğunda henüz namaz farz kılınmamış idi.On yedi veya on dokuz yaşında iken İslâmiyet’i kabul etmesi üzerine annesi dininden dönmediği sürece onunla konuşmamaya ve yemek yememeye ant içti; fakat Sa‘d Hazretleri dininden dönmeyeceğini söyleyerek, oğlunun kararlılığını gören annesi bu inadından vazgeçmek zorunda kaldı. Allahu Teala bu olay üzerine Lokman Suresi 15. Ayeti indirerek Sa’d b. Ebu Vakkas Hz.lerine teselli vermiştir. Ayeti kerimenin meali şöyledir: ‘Bununla beraber eğer, hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşmak için seninle uğraşırlarsa, o zaman onlara itaat etme. Dünya işlerinde onlara iyi davran…

İslâmiyet’in ilk yıllarında müslümanlarla alay eden bir müşriği yaraladığı için İslâm uğrunda ilk kan akıtan kişi diye anıldı. Olay şu şekilde vuku bulmuştur : Mekke’de Müslümanlar, Mekkeli müşriklerin saldırılarından emin olmak için ibadetlerini gizli ve tenha yerlerde ifa ediyorlardı. Bir gün Sa’d (r.a) arkadaşlarıyla birlikte ibadet ederlerken müşriklerden bir grup onlara sataşarak İslâmla alay etmişler ve onlara saldırmışlardı. Sa’d(ra) eline geçirdiği bir deve kemiğini alıp müşriklere karşılık vermiş ve onlardan birini yaralayarak kanlar içerisinde bırakmıştı. İslâm’da Allah için akıtılan ilk kan budur.

Hz. Peygamber’den önce Medine’ye hicret etmiştir.

Allah yolunda düşman üzerine ilk ok atan yine Sa’d Hz.leridir. 623 yılında Kureyşlilere karşı ilk okunu “Rabiğ Seriyye”sinde atmıştır. Attığı tüm oklar isabet bulmuştur. (Seriyye= Hz. Muhammed (s.a.s)'in bizzat katılmayıp sancağı, ashabından birine teslim ederek onun komutası altında gönderdiği birliklerin gerçekleştirdiği siyasî ve askerî harekâtlardır)

Müslümanların Kureyşliler’e güçlerini hissettirdikleri ilk seriye olan, hicretten 17 ay sonra gerçekleşen “Batn-ı Nahle Seriyye”sine de katılmıştır. Bu seriyyeden 2 ay sonra gerçekleşen Bedir Gazvesi’nde müşrik süvari birliğinin kumandanı Saîd b. Âs’ı öldürüp kılıcını Resûl-i Ekrem’e teslim etti.

 Uhud Gazvesi’nde attığı her oku hedefine isabet ettirdiği için Resûlullah ona atacağı okları birer birer verirken, “Anam babam sana fedâ olsun ey Sa‘d, at!” diye iltifat ederdi (Buhârî, “Feżâʾilü aṣḥâbi’n-nebî”, 15; Müslim, “Feżâʾilü’s-ṣaḥâbe”, 41-42).

 

 

Hz. Ali der ki:

"Resûlullah (a.s.m.), "Fedâke ebî ve ümmi." (Anam babam sana fedâ olsun) cümlesini sadece Uhud günü Hz. Sa'd için söyledi." (Müslim: 7/125)  Bu tâbir Efendimiz sav tarafından, asıl mânâsında değil, örfî mânasında kullanılmıştır. Bu kelimeler razı olmayı, memnun olmayı ifade eder. Yaptığı iş, takdire şayan bulunan zatlar, bu kelimelerle övülürlerdi.

Rasûlüllah (sav) ana ve babasını bir arada zikrederek başka hiç kimse için kullanmamıştır. Uhud harbinde, 1000’den fazla ok attığını biliyoruz. Uhud savaşında, müşriklerin üstünlüğü ele geçirdiği ve Müslümanların paniğe kapılarak dağıldığı esnada Rasûlüllah (s.a.v)’in yanından ayrılmayıp gövdelerini siper ederek onu korumaya çalışan bir kaç kişiden birisi Sa’d b. Ebi Vakkas (r.a) idi.

Aynı muharebede, Hz. Sa'd, her ok attıkça, Allah Resûlü, "İlâhi bu senin okundur," diyor ve onun için şöyle duâ ediyordu: "Allah'ım! Sana, duâ ettiğinde, Sa'd'ın duâsını kabul et. Atışını da doğrult." (İbni Sa'd, Tabakât: 3/141)

Allah Resûlünün, "Allah'ım, onun duasını kabul et." buyurması sebebiyledir ki, kahramanlığı, cesareti ve ok atmadaki mahareti yanında duâsının kabûlüyle de şöhret bulmuştur. İslâm düşmanları onun kılıç ve okundan korktukları gibi, Müslümanlar da bu sebeple onun duâ oklarından korkarlardı. Onu üzmekten son derece çekinirlerdi.

Daha sonra Hz. Peygamber ile bütün gazvelere katıldı. Hendek, Hudeybiye, Hayber, Mekke’nin fethi bunlardandır. Hudeybiye’de şahit olarak anlaşmayı imza etmiştir.

Hz. Ömer döneminde aktif görevler üstlendi. Irak cephesi başkumandanlığına getirildi. Sa’d bin Ebî Vakkas hazretleri, bir çok birliklere de kumandanlık etmiştir. Bunlardan biriside 636 yılında yapılan İran imparatorluğunu çökerten Kadisiye ordusunun kumandanlığıdır. Bu savaşın önemi; Müslümanlara Kuzey Irak ve İran’ın kapılarını açan bir meydan savaşı olmasıdır.

Bu savaşta İran Ordusunda 120 bin kişi vardı. Bunların 30 bini zırhlı ve birbirinden ayrılmaması için zincirle bağlı idiler. Ayrıca İran Ordusu’nun ön saflarına filler yerleştirilmişti. İslâm Ordusu ise 34 bin kişi idi. Zor bir savaştı. Özellikle filler Müslümanları hayli zroladılar. Ama Allahu Tealanın yardımı ve komutanların üstün stratejileri ile Sasanilerağır bir hezimete uğratıldı. Müslümanlar da ağır kayıplar verdiler. Toplam şehit sayısı 2000 kadardı. Buna mukabil Kisra’nın sarayları ve hazineleri Müslümanların eline geçmişti. Bunların en kıymetlisi “direfş-i kâviyânî” adındaki kutsal İran sancağıydı.

Kādisiye Savaşı İslâm tarihinin en önemli zaferlerinden biridir. Müslümanlara büyük bir moral ve üstünlük hissi veren bu zaferle Irak’ın kapıları açılmış, İran’ın düşüşünün başlangıcı hazırlanmış, Sâsânîler’in başşehri Medâin’in fethi sağlanmış, diğer fetihlere hız kazandırılmıştır. Savaş öncesinde iki taraf arasında yapılan görüşmelerde müslümanların ortaya koydukları tavır ve söyledikleri sözler, İslâm fetihlerinin etik temellerini açıklaması bakımından büyük önem taşımaktadır. Daha sonraki fetih hareketleri için slogan haline getirilen, “Biz insanları kula kul olmaktan kurtarıp Allah’a kul etmek için geldik” cümlesi Kādisiye’nin armağanıdır. 

Ardından 638-642Hz. Ömer’in emriyle Kûfe şehrini kurdu ve Kûfe valiliğini yürüttü. Küfe şehri 40 bin insanın yaşayacağı şekilde inşa edilmiştir. Sa’d (ra)’ın yaptırdığı hükümet konağı 7-8 asır ayakta kalmıştır. Orada yöneticilik yaptığı süre içerisinde ahalisine şevkatli bir anne gibi davranmış, haklarının zerresini bile gözetmiştir.

Fitne belası Sa’d B. Ebu Vakkas Hz.lerini de yakaladı. Ganimetleri paylaştırmada âdil olmadığı, gazâ işlerinde gevşek davrandığı ve namazları çok uzattığı gibi iddialarla halifeye şikâyet edildi (Buhârî, “Eẕân”, 95). Hz. Ömer kendisini suçsuz bulmakla birlikte fitnenin önüne geçmek için onu geri çağırdı.

Hayatının son yıllarında gözlerini kaybeden Sa‘d Hz.leri  675 yılında  Akīk’te vefat etti. Cenazesi Medine’ye getirilerek vasiyeti üzerine Bedir Gazvesi’nde giydiği yıpranmış cübbesiyle kefenlendi ve Medine Valisi Mervân b. Hakem’in kıldırdığı cenaze namazının ardından Cennetü’l-bakī‘a defnedildi. Sa‘d Hz.leri aşere-i mübeşşeredendir (yaşarken cennetle müjdelenen 10 sahabe efendimiz) ve muhâcirlerden de en son vefat eden kişi olduğu bilinmektedir.

Güçlü bir vücut yapısına sahip olduğu rivayet edilen Sa‘d haksızlıklara sert bir şekilde karşı koyardı. Gözleri son derece keskindi ve Araplar’ın usta binicilerinden biriydi. Uyguladığı askerî taktikler ve gösterdiği kahramanlıklarla İslâm tarihinin önde gelen kumandanları arasında yer almış ve “fârisü’l-İslâm” lakabıyla anılmıştır.

Çok cömert olup, sadeliği severdi. Çok sevimli biri idi. Allah korkusundan çok ağlardı. 

Hadis nakli konusunda titiz davranan Sa‘d b. Ebû Vakkās emin olmadıkça ve gerekmedikçe hadis rivayet etmezdi. Efendimiz sav den 271 hadis nakledilmiş, rivayetleri Kütüb-i Sitte ve diğer hadis kitaplarında yer almış, bu rivayetlerin önemli bir kısmı Ahmed b. Hanbel’in el-Müsned’inde toplanmıştır (I, 168-187). Hadislerinden on beşi Ṣaḥîḥaynda (Sahîh-i Buhârî ile Sahîh-i Müslim'in ikisine birden verilen isim), beşi sadece Buhâri de, on sekizi Müslim de yer almıştır. 

Sa’d (r.a), hakkında âyet nazil olan sahabilerden biri olma serefine de sahiptir. Kendisi; “Benim hakkimda dört âyet nazil olmustur” (Müslim, Fedailu’s-Sahabe, 5) demektedir. Bu âyetlerden bir tanesi,

  1. Mekkeli müsriklerin Rasûlüllah (s.a.s)’den yanindaki, ona iman etmis güçsüz kimseleri kovmasini Istemeleri üzerine nazil olan, “Allah rizasini dileyerek aksam sabah ona dua eden kimseleri kovma” ayetidir (el-Enam, 6/52) (Müslim, Fedailu’s-Sahabe, 5

 

  1. Enfal Suresi, 8/1; “Ey Resûlüm!) Sana harp ganîmetleri hakkında sorarlar. De ki: “Ganimetler, Allah ve Resûl(ü'n)e aittir.(*) O halde, eğer (gerçekten) inanıyorsanız Allah’ın emrine aykırı davranmaktan sakının, aranızı düzeltin, Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin.”

(*Ganimetlerin Allah’a ait olması, İslâm devletine ait olması demektir. Bu sebeple, Allah’ın razı olduğu ve Resûlü’nün uygun gördüğü yerlere harcanması zorunludur; haram yerlere harcanamaz.)

Bu ayet-i Kerime, SA’d Hz.lerinin, ganimet malından almak istediği bir kılıcı geri bırakması için Resûl-i Ekrem’in kendisini uyarması üzerine inmiştir.

 

  1. Lokman, 31/15;  “Eğer (onlar) seni, hakkında bilgin olmayan şeylerde bana ortak koşmaya zorlarlarsa, onlara itaat etme! (Fakat) dünya (işlerin)de onlarla iyi geçin ve bana yönelen (mü’min)lerin yoluna uy. Sonra dönüşünüz ancak banadır. (O zaman) ben de yaptıklarınızı (ve karşılığını) size haber vereceğim.” 

Sa’d Hz.lerinin dinden dönmesi için annesinin tehditlerine boyun eğmediğinden, itaatsizliğe götüren konularda anne ve babaya itaat edilmemesi gerektiğine dair nazil olmuştur.

 

  1. Maide, 5/9; “Allah, iman edip sâlih amel işleyenlere, kendileri için mağfiret ve çok büyük bir mükâfat olduğunu vaadetti.

(Bir kısım sahâbîlerin sarhoş oldukları bir sırada tartışmaları ve bu sırada Sa‘d’ın burnundan yaralanması neticesinde durumu Resûl-i Ekrem’e bildirmesi üzerine içkinin yasaklanması hususunda nazil olmuştur.)

 

Sa’d b.Ebu Vakkas Hz.lerinden rivayet olunan hadislerden bir tanesi şudur:

* Resülullah s.a.v şöyle buyurdu: Kim müezzini (ezanı) işittiğinde: “Şehadet ederimki Allah dan başka ilah yoktur Allah birdir ve ortağı yoktur ve Muhammed onun kulu ve elçisidir. Rab olarak Allah'ı, din olarak İslâm'ı, Resûl olarak Hz. Muhammed'i seçtim (ve onlardan memnun kaldım)' derse günahları bağışlanır. (Müslim, Sahih hadis no: 584; Tirmizi, Sünen hadis no 210; Nesai, Süneni Sağir hadis no: 679)