Pazartesi, 1 Haziran 2020 Hicri : 10 Sevval 1441

HADİSLERDE OKÇULUK

HADİSLERDE OKÇULUK

HADİS NEDİR?

Hadis-i Şerif, Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed (sav) 'in sözlü ifadelerinin tümünü kapsayan bir tanımdır.

Bizler için hazine değerindedir. Çünkü Kur'an-ı Kerim'in en iyi tefsirini yapan ve ona göre yorumlayan Peygamberimizin sav, ümmetine tavsiyelerde ve öğütlerde bulunduğu kelamlarıdır hadisler. Bir başka ifadeyle hadis-i şerifler; Resûlullah’ın (s.a.) yaptıkları, söyledikleri ve onayladıklarının gelecek nesillere sözlü anlatımıdır. Hadislerin kabulü bizatihi Allahu Teala’nın emridir. Haşr suresi 7. Ayette; “Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasakladıysa ondan vazgeçin…” buyurarak bu konuda mutlak otoritesiniduyurmuş bulunmaktadır.

Bir başka ayette kendisine duyulan sevgiyi ve itaati, Rasulüne muhabbete ve itaate bağlamış olduğunu görüyoruz:  “Kim Resûlullah’a itaat ederese Allah’a itaat etmiş olur” (Âl-i İmrân 3/31)

Bu noktada hadis-i şeriflerle çok karıştırılan bir başka terimden bahsetmekte yarar var ki, o da “sünnet”tir.

Sünnet; Peygamberimiz sav’in hem sözleri, hem de fiilleri ve uygulamalarıdır. Anlaşıldığı üzere, Hadis ve sünnet birbiriyle yakından ilişkili kavramlardır. Hatta çoğu kez bunların birbirinin yerine kullanıldığı görülür. Ancak sünnet, kapsamı daha geniş bir kavramdır. Hadisi de içine almaktadır. Hatta “Hadis-i Şerifler sünnetlerin sözlü ifadeleridir” demek uygun olacaktır.

Sünnetler kendi arasında 3 grupta kategorizedir:

1- Kavli sünnet; Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sözleridir. 
2- Fiili sünnet; Peygamber efendimiz (s.a.v)’in yaptığı iş ve hareketlerdir. 
3- Takriri sünnet; Peygamber efendimiz (s.a.v.)’in işaret ettiği veya sükut ettiği işlerdir.

 

 

 

PEYGAMBERİMİZİN SPORA VERDİĞİ ÖNEM

Peygamber Efendimizin teşvik ve tavsiyeleri hayatın her alanına yöneliktir. İnsan fıtratına ve sağlığına uygun olan her faydalı faaliyeti tavsiye ettiği gibi spor alanında da önemli yönlendirmeleri söz konusudur.  Bu spor dalların başında; atletizm, güreş, okçuluk, yüzme gelmektedir.

Hz. Peygamber’in hadislerini toplayan kitaplar da sporla alakalı hadisleri, müstakil bölümlerinde görmek mümkündür.. Ancak denilebilir ki, Resûlullah tarafından öncelikle teşvik gören söz konusu sportif faaliyetlerin eğlendirme yönünün yanı sıra bedeni geliştirici, hayata ve askerliğe hazırlayıcı yönlerinin de olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Zira spor sadece bedeni bir faaliyet değil,  kişiyi ruhen ve sıhhaten de kuvvetlendiren, doğru düşünmesini sağlayan, kişiye disiplin katan bir hayat nizamıdır. Ve bu şartlarda kaliteli bir müslümanın olmazsa olmazıdır.

Efendimiz sav’in üzerinde özellikle durduğu spor dallarını kısaca şöyle özetleyebiliriz:

Atletizm (koşu): Günümüzde en yaygın uygulama imkânı olan spor dallarından biridir. Koşu yarışmaları, bu sporu yapanların sağlığı açısından yararlı olduğu gibi, bunu izleyenler açısından da heyacan verici, dinlendirici ve hoş vakit geçirici özelliktedir. Hz. Peygamber’in, eşi Hz. Âişe ile zaman zaman koşu yarışı yaptığı, bu şekildeki yarışları teşvik ettiği ve sahâbenin de bu tür yarışmalar yaptığı kaynaklarda zikredilmektedir. (EbûDâvûd, “Cihâd”, 68)

Güreş: Hz. Peygamber’in, kuvveti ile tanınan Rükâne adındaki birisiyle güreştiği ve onu yendiği rivayet edilmiştir.  (İbn  Hişâm,  Siyer,  I,  390-391)

Binicilik de Hz. Peygamber’in devamlı teşvik ettiği, kazananlara zaman zaman maddî ödül verdiği, çoğu kere bizzat iştirak ettiği sportif faaliyetlerdendir. (Nesâî, “Hayl”, 16; Tirmizî, “Cihâd”, 22)

Yüzücülük:  Resûl-i Ekrem atıcılık, binicilik ve koşunun yanı sıra yüzmenin de öğrenilmesi ve öğretilmesini teşvik etmiş, hatta bir babanın evlâdına karşı vazifelerinden söz ederken onları helâl rızıkla besleme, yazıyı öğretme yanında atıcılık ve yüzme öğretmeyi de zikretmiştir. Bu teşvikler sonucudur ki sahâbîler arasında bu tür faaliyetlerin oldukça yaygın olduğu, Hz. Ömer’in de gerek hutbelerinde Medine halkına, gerek mektup ve tâlimatlarında diğer bölge halklarına ve ordu kumandanlarına atıcılık, binicilik, yüzme, koşu gibi eğitici ve yetiştirici sportif faaliyetlere önem verilmesini, bunların çocuklara öğretilmesini istediği rivayet edilir. (Serahsî, Siyerü’l-ke- bîr, I, 112-113)

Okçuluk: Okçuluk ve atıcılık sporuna gelince Hz. Peygamber, “Onlara karşı elinizden geldiğince kuvvet hazırlayın.”( Enfâl, 60) âyetindeki kuvveti, ok atma (remy) olarak açıklamıştır. Bunun yanında, Hz. Peygamber’in ok atmayı, öğrenmeyi ve uygulamayı teşvik ettiğine dair birçok rivayet vardır. (Buhârî, “Cihâd”, 78; Müslim, “İmâre”, 169) Ancak, Hz. Peygamber, tâlim ve uygulama yaparken hedef tahtası olarak canlı hayvanların kullanılmasını yasaklamıştır. (Buhârî, “Zebâih”, 25)

Çalışmamızı Rasulullah sav’in özellikle “Okçulukla” ilgili hadisleriyle sürdüreceğiz.

 

"Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

"Benden bir şey işitip onu (artırıp eksiltmeden) işittiği şekilde başkasına ulaştıran kimsenin (Kıyamet günü) Allah yüzünü ağartsın ve güldürsün. Zira, kendisine ulaştırılan öyleleri vardır ki, bizzat işitenden daha iyi kavrar."

(Tirmizî, İlim 7)

Ravi: İbnu Mes'ud ra

 

 

OKÇULUK KONUSUNDA 40 HADİS-İ ŞERİF

عن عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «إِنَّ اللهَ يُدْخِلُ ثَلَاثَةَ نَفَرٍ الْجَنَّةَ بِالسَّهْمِ الْوَاحِدِ صَانِعَهُ يَحْتَسِبُ فِي صَنْعَتِهِ الْخَيْرَ، وَالرَّامِيَ بِهِ وَمُنْبِلَهُ»

1)Ukbe b. Amir (r.a.)’dan Resûlüllah (s.a.v)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:  “Allah tek bir ok sebebiyle üç kişiyi cennete koyar: Oku yapan; yeter ki bunu hayır maksadıyla yapmış olsun, oku atan ve okun ucuna sivri demir yapan kişi."

Nesâî, 25/Cihâd, 26 (h. No: 3148)

 

عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي حُسَيْنٍ، أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: "إِنَّ اللَّهَ لَيُدْخِلُ بِالسَّهْمِ الوَاحِدِ ثَلاَثَةً الجَنَّةَ: صَانِعَهُ يَحْتَسِبُ فِي صَنْعَتِهِ الخَيْرَ وَالرَّامِيَ بِهِ وَالمُمِدَّ بِهِ, وَقَالَ: ارْمُوا وَارْكَبُوا، وَلأَنْ تَرْمُوا أَحَبُّ إِلَيَّ مِنْ أَنْ تَرْكَبُوا"

2)Abdullah b. Abdurrahman b. Ebû Hüseyin’den rivâyete göre,  Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Allah tek bir ok için üç kişiyi Cennete sokar; Allah rızasını kazanmak için hayır olarak ok yapanı, oku düşmana karşı atanı ve atma işinde yardımcı olanı. Resûlüllah (s.a.v.) şöyle devam etti: Atıcılık ve binicilik yapınız. Benim için atıcılık yapmanız binicilik yapmanızdan daha hoştur.            

Tirmizî, 20/Fedâilü’l-Cihâd, 11(h. no:1637)

حدثَنَا سَلَمَةُ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، قَالَ: خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، عَلَى قَوْمٍ مِنْ أَسْلَمَ يَتَنَاضَلُونَ بِالسُّوقِ، فَقَالَ: «ارْمُوا بَنِي إِسْمَاعِيلَ فَإِنَّ أَبَاكُمْ كَانَ رَامِيًا، وَأَنَا مَعَ بَنِي فُلاَنٍ» لِأَحَدِ الفَرِيقَيْنِ، فَأَمْسَكُوا بِأَيْدِيهِمْ، فَقَالَ: «مَا لَهُمْ» قَالُوا: وَكَيْفَ نَرْمِي وَأَنْتَ مَعَ بَنِي فُلاَنٍ؟ قَالَ: «ارْمُوا وَأَنَا مَعَكُمْ كُلِّكُمْ»

3) Seleme b. el-Ekva' (r.a.) bize rivayette bulunup şöyle demiştir: Eslem kabilesinden birkaç kişi yarış alanında ok atarlarken Resûlüllah (s.a.v.) onlara uğradı ve: “Ey İsmailoğulları, haydi sizi göreyim ok atın. Zira gerçekten sizin (büyük) babanız da iyi bir ok atıcı idi. Bu yarışmada ben, falan oğlu (Seleme b. Ekva') ile beraberim.” bu­yurdu. Râvi devamla diyor ki: Bunun üzerine taraflardan biri ellerini ok atmaktan çektiler. Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Onların neyi var da ok atmıyorlar?” Onlar da: Ya Resûlüllah! Sen o tarafla birlikte olunca biz nasıl ok atarız dedi. Bunun üzerine Resûlüllah (s.a.v.) onlara: “Oklarınızı atınız, ben sizin hepinizle beraberim.” buyurdu.

Buhârî, 61/Menâkıb, 4(h. no:350)

 

عن أَبِي نَجِيحٍ السُّلَمِيِّ قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «مَنْ رَمَى بِسَهْمٍ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَهُوَ لَهُ عَدْلُ مُحَرَّرٍ»

4) Ebû Necîh es-Sülemî (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre, şöyle demiştir:  Resûlüllah  (s.a.v.)’den işittim şöyle diyordu: “Kim Allah yolunda bir ok atarsa; o ok onun için bir köleyi hürriyetine kavuşturmaya denktir.”

Nesâî, 25/ Cihâd, 26 (h. no:3145); Tirmizî, 20/Fedâilü’l-Cihâd, 11(h. no:1638)

 

عَنْ أَبِي نَجِيحٍ السُّلَمِيِّ قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «مَنْ بَلَغَ بِسَهْمٍ فِي سَبِيلِ اللَّهِ، فَهُوَ لَهُ دَرَجَةٌ فِي الْجَنَّةِ»

5) Ebû Necîh es-Sülemî (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir:  Resûlüllah  (s.a.v.)’den işittim şöyle diyordu: “Kim bir oku Allah yolunda (düşmana) isabet ettirirse; onun için Cennet’te bir derece vardır.”

Nesâî, 25/Cihâd, 26 (3145)

 

عن أَنَس - رضي الله عنه - عَنْ النَّبِيِّ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - قَالَ: «مَنْ رَمَى رَمْيَةً فِي سَبِيلِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ قَصَّرَ أَوْ بَلَغَ، كَانَ لَهُ مِثْلُ أَجْرِ أَرْبَعَةِ أَنَاسِيَّ مِنْ وَلَدِ إِسْمَاعِيلَ أَعْتَقَهُمْ»

6) Enes (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre: Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:  "Kim Allah yolunda bir ok atarsa isabet ettirsin ya da ettirmesin, İsmailoğullarından dört köle azat etmişçesine ecir alır."

el-Mu’cemü’l-Evsât:1358.

 

عَنْ أَبِي نَجِيحٍ السُّلَمِيِّ قَالَ:" حَاصَرْنَا مَعَ رَسُولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم قَصْرَ الطَّائِفِ قَالَ فَسَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ:" مَنْ رَمَى بِسَهْمٍ فِي سَبِيلِ اللهِ فَبَلَغَ فَلَهُ دَرَجَةٌ فِي الْجَنَّةِ" قَالَ رَجُلٌ يَا نَبِيَّ اللهِ إِنْ رَمَيْتُ فَبَلَغْتُ فَلِي دَرَجَةٌ قَالَ:" نَعَمْ" فَبَلَغَ يَوْمَئِذٍ سِتَّةَ عَشَرَ سَهْمًا"

7) Ebi Necih es-Sülemi’den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Resulüllah (s.a.v.) ile birlikte Taif kasrını muhasara altına almıştık. Resûlüllah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu işittim: “Her kim Allah yolunda bir ok atarsa ve o düşmana isabet ederse onun için Cennet’te bir derece vardır.” Bunun üzerine bir adam şöyle dedi: Ey Allah’ın Nebisi! Ben ok atar ve isabet ettirirsem benim için de bir derece var mıdır? Resûlüllah (s.a.v.): “Evet, vardır” buyurdu. O kişi o gün 16 ok isabet ettirdi.

Müsned-i Ahmed: 19429

 

عَنْ عَطَاءِ بْنِ أَبِي رَبَاحٍ قَالَ: رَأَيْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، وَجَابِرَ بْنَ عُمَيْرٍ الْأَنْصَارِيَّ يَرْتَمِيَانِ، فَمَلَّ أَحَدُهُمَا فَجَلَسَ، فَقَالَ لَهُ الْآخَرُ: كَسَلْتَ؟ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «كُلُّ شَيْءٍ لَيْسَ مِنْ ذِكْرِ اللَّهِ فَهُوَ لَهْوٌ وَسَهْوٌ، إِلَّا أَرْبَعَ خِصَالٍ: مَشْيُ الرَّجُلِ بَيْنَ الْغَرَضَيْنِ، وَتَأْدِيبُهُ فَرَسَهُ، وَمُلَاعَبَتُهُ أَهْلَهُ، وَتَعَلُّمُ السِّبَاحَةِ»

8) Atâ b. Ebî Rebâh’tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Ensardan olan Cabir b. Abdillah ile Cabir b. Umeyr’i ok atarken gördüm. Onlardan biri ok atmayı bırakıp oturunca diğeri ona şöyle dedi: Tembellik mi ediyorsun? Ben Resûlüllah  (s.a.v)’ın şöyle buyurduğunu işittim: “Allah’ı zikretme türünden olmayan her şey boş iştir, yanılmadır. Bundan dört şey müstesnadır: Kişinin iki hedef arasında gidip gelmesi (atıcılık öğrenmesi), atını eğitmesi, erkeğin hanımıyla (ailesiyle) eğlenmesi ve kişinin yüzme öğrenmesi.”

el-Mu’cemü’l-Evsât: 8147

 

9)عَنْ أَبِي الدرداء قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "مَنْ مَشَى بَيْنَ الْغَرَضَيْنِ؛ كَانَ لَهُ بِكُلِّ خُطْوَةٍ حَسَنَةٌ"

9) Ebû’d-Derdâ (r.a.)’dan Resûlüllah’ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Her kim iki hedef arasında yürürse, onun her bir adımı için bir hasene yazılır.”

Câmiu’l-Ehâdis, 23988.

عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْحَنَفِيَّةِ قَالَ: رَأَيْتُ أَبَا عَمْرَةَ الْأَنْصَارِيَّ يَوْمَ صِفِّينَ وَكَانَ بَدْرِيًّا عَقَبِيًّا أُحُدِيًّا، وَهُوَ صَائِمٌ يَلْتَوِي مِنَ الْعَطَشِ، وَهُوَ يَقُولُ لِغُلَامٍ لَهُ: «وَيْحَكَ رُشَّنِي فَرَشَّهُ الْغُلَامُ» ثُمَّ رَمَى بِسَهْمٍ فَنَزَعَ نَزْعًا ضَعِيفًا حَتَّى رَمَى بِثَلَاثَةِ أَسْهُمٍ، ثُمَّ قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «منْ رَمَى بِسَهْمٍ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَبَلَغَ أَوْ قَصَّرَ كَانَ ذَلِكَ مِنَ السَّهْمِ لَهُ نُورًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ» ، فَقُتِلَ قَبْلَ غُرُوبِ الشَّمْسِ "

10) Muhammed b. Hanîfe'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Ebû Amr el-Ensarî'yi (r.a.)’ı Sıffin Savaşı günü gördüm ki bu zat; Bedir, Akabe, Uhud savaşı olaylarında da bulunmuştur. Oruçlu idi, susuzluk­tan rengi değişmişti. Şöyle diyordu hizmetçisine: "Şu yayıma bir ok yerleştir!" Hizmetçi oku yerleştirdi. Ebû Amr bitkin bir halde yayı çekti ve üç ok atıverdi ve sonra şöyle dedi: "Resûlüllah (s.a.v.)’den duydum, buyurdu ki: “Kim Allah yolunda bir ok atarsa, -o ok hedefine ulaşsın ulaşmasın- sahibi için kıyamet gününde bir nur olur." Böylece Ebû Amr, güneş henüz batmadan (oruçlu bir halde ve bu aşk içinde) şehit edildi."

el-Müstedrek alâ’s-Sahîhayn: 5689.

 

عَنْ شُرَحْبِيلَ بْنِ السِّمْطِ، قَالَ لِكَعْبِ بْنِ مُرَّةَ: - يَا كَعْبُ، حَدِّثْنَا عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَاحْذَرْ، قَالَ: سَمِعْتُهُ يَقُولُ: "ارْمُوا مَنْ بَلَغَ الْعَدُوَّ بِسَهْمٍ رَفَعَهُ اللَّهُ بِهِ دَرَجَةً" قَالَ ابْنُ النَّحَّامِ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، وَمَا الدَّرَجَةُ؟ قَالَ: "أَمَا إِنَّهَا لَيْسَتْ بِعَتَبَةِ أُمِّكَ، وَلَكِنْ مَا بَيْنَ الدَّرَجَتَيْنِ مِائَةُ عَامٍ"

11) Şurahbil b. Sımt, Ka’b b. Mürre’ye; Ey Ka’b! Resûlüllah (s.a.v)’den duyduğun bir hadisi bize aktar. İlave ve noksanlaştırmaktan da sakın!” dedi. O bunun üzerine şöyle dedi: Resûlüllah (s.a.v)’den işittim şöyle buyurdu: “Düşmana ok atın, düşmana bir ok isabet ettirenin Allah derecesini yükseltir.” İbn-ün Nehham: “Ey Allah’ın Resûlü! bu derecenin yüksekliği ne kadardır?” diye sordu. Resûlüllah (s.a.v) şöyle buyurdu: “O ananın evindeki eşik kadar değildir! İki derece arası yüz yıllık mesafedir” buyurdu.

Nesâî, 25/Cihâd,26 (h. no: 3146)

 

عَنْ أَبِي عَلِيٍّ ثُمَامَةَ بْنِ شُفَيٍّ، أَنَّهُ سَمِعَ عُقْبَةَ بْنَ عَامِرٍ، يَقُولُ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَهُوَ عَلَى الْمِنْبَرِ، يَقُولُ: " {وَأَعِدُّوا لَهُمْ مَا اسْتَطَعْتُمْ مِنْ قُوَّةٍ} [الأنفال: 60]، أَلَا إِنَّ الْقُوَّةَ الرَّمْيُ، أَلَا إِنَّ الْقُوَّةَ الرَّمْيُ، أَلَا إِنَّ الْقُوَّةَ الرَّمْيُ "

12) Ebû Ali Sümâme b. Şüfiyy'den rivayet edildiğine göre kendisi Ukbe b. Âmiri şöyle derken işitmiş: Ben Resûlüllah (s.a.v.)'i minber üzerinde: “Onlar (düşmanlarınız) için gücünüzün yetebildiği kadar kuvvet hazırlayın! (Enfal, 60) Dikkat kuv­vet atıcılıktır! Dikkat kuvvet atıcılıktır! Dikkat kuvvet atıcılıktır.” buyurur­ken işittim.

Müslim, 33/İmaret,167(h. no:1917); Tirmizî, 44/Tefsîrü’l-Kur’ân, 8 ( h. no:3083); Ebû Dâvud,15/Cihâd, 22 (h. no: 2514)

 

 

عَنْ أَبِي رَافِعٍ، قَالَ: قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللهِ , أَلِلْوَلَدِ عَلَيْنَا حَقٌّ , كَحَقِّنَا عَلَيْهِمْ؟ قَالَ: " نَعَمْ حَقُّ الْوَلَدِ عَلَى الْوَالِدِ أَنْ يُعَلِّمَهُ الْكِتَابَةَ، وَالسِّبَاحَةَ، وَالرَّمْيَ"

13)Ebi Rafi‘ (r.a.)’dan şöyle rivayet edilmiştir: Ben Resûlüllah (s.a.v) ’e: Ey Allah’ın Resûlü! Bizim, çocuğumuzun üzerinde hakkımız olduğu gibi çocuğumuzun da bizim üzerinde hakkı var mıdır? Diye sordum.  Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Evet, çocuğun babası üzerindeki hakkı, babasının kendisine okuma yazmayı, yüzmeyi ve ok atmayı öğretmesidir.”

es-Sünenü’l-Kübrâ li’l-Beyhakî: 19742; Câmiu’l-Ehâdis: 11618.

 

حَدَّثَنِي سُلَيْمُ بْنُ عَامِرٍ، عَنْ شُرَحْبِيلَ بْنِ السِّمْطِ، أَنَّهُ قَالَ لِعَمْرِو بْنِ عَبَسَةَ: - يَا عَمْرُو حَدِّثْنَا حَدِيثًا سَمِعْتَهُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «مَنْ شَابَ شَيْبَةً فِي سَبِيلِ اللَّهِ تَعَالَى، كَانَتْ لَهُ نُورًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ، وَمَنْ رَمَى بِسَهْمٍ فِي سَبِيلِ اللَّهِ تَعَالَى بَلَغَ الْعَدُوَّ، أَوْ لَمْ يَبْلُغْ، كَانَ لَهُ كَعِتْقِ رَقَبَةٍ، وَمَنْ أَعْتَقَ رَقَبَةً مُؤْمِنَةً، كَانَتْ لَهُ فِدَاءَهُ مِنَ النَّارِ عُضْوًا بِعُضْوٍ»

14)  Süleyman b. Âmir (r.a)’den rivâyete göre, Şurahbil b. Sımt, Amr b. Abese’ye: “Ey Amr! Bize Rasûlüllah (s.a.v)’den duyduğun bir hadisi anlat” dedi. O da şöyle dedi: “Rasûlüllah (s.a.v)’den işittim şöyle diyordu: “Allah yolunda kim saçlarını ağartırsa, o kimseye kıyamet gününde bir nur verilir. Allah yolunda bir ok atan kimseye de attığı ok düşmana isabet etse de etmese de bir köle azat etme sevabı verilir. Bir köle azat eden kimsenin de o kölenin her organına karşılık bir organı ateşten korunmuş olur.”

Nesâî, 25/Cihâd,  26 (3144)

 

عَن سُلَيْمَان التَّيْمِيّ قَالَ:"كَانَ رَسُول الله صلى الله عَلَيْهِ وَسلم يُعجبهُ أَن يكون الرجل سابحاً رامياً"

15) Süleyman et-Teymî’den rivayet edildiğine göre: “Kişinin yüzücü ve ok atıcı olması Resûlüllah (s.a.v.)’in hoşuna giderdi.”

Tehzîbü’t-Tehzîb, 4/201

 

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -:" تعلموا الرمى فإن ما بين الهدفين روضة  من رياض الجنة"

16)Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:“Atıcılığı öğreniniz, zira iki hedef arasındaki mesafe cennet bahçelerinden bir bahçedir.”

Câmiu’l-Ehâdis:10822

 

عن أبى سعيد الخدري، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:" تعلموا الرمى والقرآن وخير ساعات المؤمن حين يذكر الله"

17)Ebû Said el-Hudri’den rivayet edildiğine göre Resülullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Atıcılığı ve Kur’ân’ı öğreniniz. Mü’minin en hayırlı saatleri Allah’ı zikrettiği vakitlerdir.”

Câmiu’l-Ehâdis:10823.

 

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، قَالَ: «لَا سَبَقَ إِلَّا فِي نَصْلٍ، أَوْ حَافِرٍ، أَوْ خُفٍّ»

18) Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Yarış (ödülü) sadece ok, at ve deve yarışmasında olur."

İbn Mace, 21/Cihâd, 22 ( h. no: 2878); Nesâî, 28/Hayl, 14 (h. no:3615)

 

 

    عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ، قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «سَتُفْتَحُ عَلَيْكُمْ أَرَضُونَ، وَيَكْفِيكُمُ اللهُ، فَلَا يَعْجِزُ أَحَدُكُمْ أَنْ يَلْهُوَ بِأَسْهُمِهِ»

 

19) Ukbe Amir'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ben, Resûlüllah (s.a.v.)’i: “Size pek çok yer fethedilecektir. Allah size kâfidir. O halde sizden biriniz oklarıyla oynamaktan aciz kalmasın.” buyururken işittim.

Müslim, 33/İmâret, 52 (h. no:1918)

 

 

 

عَنْ عُتْبَةَ بْنِ عَبْدٍ السُّلَمِيِّ، أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ لِأَصْحَابِهِ: " قُومُوا فَقَاتِلُوا " قَالَ: فَرمى   رَجُلٌ بِسَهْمٍ، قَالَ: فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: " أَوْجَبَ هَذَا "

20) Ukbe b. Abdi's-Sülemî (r.a.) den yapılan rivayette, Resûlüllah (s.a.v.) ashabına: "Kalkınız (Allah yolunda) savaşınız!" buyurdu. Bunun üzerine bir adam bir ok attı. Resûlüllah (s.a.v.)  de bunun üzerine: "Cennet ona vâcib oldu" buyurdu.

Müsned-i Ahmed:17646.

 

عَنْ مُصْعَبِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «عَلَيْكُمْ بِالرَّمْيِ، فَإِنَّهُ خَيْر لَعِبِكُمْ»

21)Mus’ab b. Sa’d babasından rivayet ettiğine göre Resûlüllah  (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Atıcılığı öğreniniz, zira o sizin oyunlarınız arasında en hayırlısıdır.”

el-Mu’cemü’l-Evsât: 2049

 

  عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ شِمَاسَةَ، أَنَّ فُقَيْمًا اللَّخْمِيَّ، قَالَ لِعُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ: تَخْتَلِفُ بَيْنَ هَذَيْنِ الْغَرَضَيْنِ وَأَنْتَ كَبِيرٌ يَشُقُّ عَلَيْكَ، قَالَ عُقْبَةُ: لَوْلَا كَلَامٌ سَمِعْتُهُ مِنْ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَمْ أُعَانِيهِ، قَالَ الْحَارِثُ: فَقُلْتُ لِابْنِ شَمَاسَةَ: وَمَا ذَاكَ؟ قَالَ: إِنَّهُ قَالَ: «مَنْ عَلِمَ الرَّمْيَ، ثُمَّ تَرَكَهُ، فَلَيْسَ مِنَّا» أَوْ «قَدْ عَصَى»

22) Abdurrahman b. Şumase’den şöyle rivayet edilmiştir: Fukeym-i Lahmî, Ukbe b. Amir'e: Şu iki hedef arasında gidip geliyorsun. Hâlbuki sen yaşlısın bu sana zor gelir dediğinde Ukbe: Resûlüllah (s.a.v.)’den işittiğim bir söz ol­masaydı ben buna katlanmazdım cevabını vermiş. Haris diyor ki: Bunun üzerine ben İbn-ü Şumase'ye: O söz nedir? diye sordum. O: Peygamber (s.a.v.): “Her kim atıcılığı öğre­nir de sonra terk ederse bizden değildir. Veya muhakkak o kişi isyan etmiştir,” buyurdu dedi.

Müslim:33/İmaret,169 (h. no:1919)

 

 

عُقْبَةَ بْنَ عَامِرٍ الْجُهَنِيَّ يَقُولُ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «مَنْ تَعَلَّمَ الرَّمْيَ ثُمَّ تَرَكَهُ فَقَدْ عَصَانِي»

23) Ukbe bin Âmir el-Cühenî (r.a) şöyle de­miştir: Ben, Resûlullah (s.a.v.)'den işittim, şöyle buyurdu: “Kim ok atıcılığı öğrenip de sonra terkederse bana isyan etmiş olur."

İbn Mâce, 24/Cihâd, 19 (h. no: 2814)

 

عَنْ عَامِرِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ جَمَعَ لَهُ أَبَوَيْهِ يَوْمَ أُحُدٍ قَالَ: كَانَ رَجُلٌ مِنَ الْمُشْرِكِينَ قَدْ أَحْرَقَ الْمُسْلِمِينَ، فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «ارْمِ فِدَاكَ أَبِي وَأُمِّي» قَالَ فَنَزَعْتُ لَهُ بِسَهْمٍ لَيْسَ فِيهِ نَصْلٌ، فَأَصَبْتُ جَنْبَهُ فَسَقَطَ، فَانْكَشَفَتْ عَوْرَتُهُ فَضَحِكَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ حَتَّى نَظَرْتُ إِلَى نَوَاجِذِهِ

24)  Âmir b. Sa'd'dan, o da ba­basından naklen rivayet etti ki: Resûlüllah (s.a.v.) Uhud gününde onun (Sa’d b. Ebî Vakkas) için annesi ile babasını bir arada (Anam babam sana feda olsun!) zikretmiştir. Sa'd şöy­le demiş: Müşriklerden bir adam Müslümanların canlarını yakmıştı. Bunun üzerine Resûlüllah (s.a.v.) Sa'd'a: “At! Babam anam sana feda olsun!” buyurmuştu. Sa'd demiş ki: O müşrik için uçsuz bir ok attım ve yan tarafına vurdum. Derhal düştü. Ve avreti açıldı. Bunun üzerine Resûlüllah (s.a.v.) gül­dü. Hattâ yan dişlerini gördüm.

Müslim, 44/Fedâilü’s-Sehabe,5 (h. no:2412)

 

 

حَدَّثَنَا هَاشِمُ بْنُ هَاشِمٍ السَّعْدِيُّ، قَالَ: سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ المُسَيِّبِ، يَقُولُ: سَمِعْتُ سَعْدَ بْنَ أَبِي وَقَّاصٍ، يَقُولُ: نَثَلَ لِي النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كِنَانَتَهُ يَوْمَ أُحُدٍ، فَقَالَ «ارْمِ فِدَاكَ أَبِي وَأُمِّي»

25)Bize Hâşim İbnu Hâşim es-Sa'dî rivayet edip şöyle de­di: Ben Saîd İbnu'l-Müseyyeb'den işittim, şöyle diyordu: Ben Sa'd İbnu Ebî Vakkas'tan işittim, şöyle diyordu: Peygamber (s.a.v.) Uhud günü ok kabındaki oklarını çıkarıp bana verdi de: "At (Yâ Sa'd!) Ba­bam anam sana feda olsun!" dedi.

Buhârî, 64/Megazi, 96(h. no: 4055)

 

عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، قَالَ: «كَانَ أَبُو طَلْحَةَ يَتَتَرَّسُ مَعَ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِتُرْسٍ وَاحِدٍ، وَكَانَ أَبُو طَلْحَةَ حَسَنَ الرَّمْيِ، فَكَانَ إِذَا رَمَى تَشَرَّفَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَيَنْظُرُ إِلَى مَوْضِعِ نَبْلِهِ»

26) Enes b. Mâlik (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Ebû Talha, Pey­gamber (s.a.v.)'in beraberinde bir tek kalkanla sütrelenip korunmaya çalışırdı. Ebû Talha güzel atıcı idi. O attığı zaman Peygamber (s.a.v.) yukarıya yükselir de onun okunun düştüğü yere bakardı.

Buhârî, 56/Cihad: 114(h. no: 2902)

 

عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «مَا مِنْ نَفْسٍ تَمُوتُ، لَهَا عِنْدَ اللهِ خَيْرٌ، يَسُرُّهَا أَنَّهَا تَرْجِعُ إِلَى الدُّنْيَا، وَلَا أَنَّ لَهَا الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا، إِلَّا الشَّهِيدُ، فَإِنَّهُ يَتَمَنَّى أَنْ يَرْجِعَ، فَيُقْتَلَ فِي الدُّنْيَا لِمَا يَرَى مِنْ فَضْلِ الشَّهَادَةِ»

27) Enes (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre Resûlüllah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Ölen hiçbir nefis yoktur ki, Allah katında bir hayrı olsun da dünyaya dönmeyi ve dünya ile onun içinde bulunan bütün varlıkların kendisinin ol­masını arzu etsin. Yalnız şehit müstesna! Çünkü o, şehitliğin faziletini gör­düğü için dönmeyi ve dünyada tekrar öldürülmeyi temenni eder.”

   Müslim, 33/İmâret, 29 (h. no:1877)

 

 

حَدَّثَنَا أَبُو الوَلِيدِ هِشَامُ بْنُ عَبْدِ المَلِكِ، قَالَ: حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ الوَلِيدُ بْنُ العَيْزَارِ: أَخْبَرَنِي قَالَ: سَمِعْتُ أَبَا عَمْرٍو الشَّيْبَانِيَّ، يَقُولُ: حَدَّثَنَا صَاحِبُ - هَذِهِ الدَّارِ وَأَشَارَ إِلَى دَارِ - عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ: سَأَلْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَيُّ العَمَلِ أَحَبُّ إِلَى اللَّهِ؟ قَالَ: «الصَّلاَةُ عَلَى وَقْتِهَا»، قَالَ: ثُمَّ أَيٌّ؟ قَالَ: «ثُمَّ بِرُّ الوَالِدَيْنِ» قَالَ: ثُمَّ أَيٌّ؟ قَالَ: «الجِهَادُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ» قَالَ: حَدَّثَنِي بِهِنَّ، وَلَوِ اسْتَزَدْتُهُ لَزَادَنِي

 

28) Abdullah ibn Mes'ûd (r.a) şöyle demiştir: Ben Resûlüllah (s.a.v.)'e:

    —  Yâ Resûlallah! Amelin hangisi daha faziletlidir? diye sordum.

—  "Vaktinde kılınan namazdır" buyurdu.

Ben:

—  Sonra hangi ameldir? dedim. Resûlüllah (s.a.v.):

—  "Sonra ana babaya itaat ve iyi muamele etmektir" buyurdu.

Ben:

—  Sonra hangi iş? dedim. Resûlüllah:

—  "Allah yolunda cihâd etmektir" buyurdu.

İbn Mes'ud dedi ki: “Eğer ben daha çok sormak isteseydim, muhakkak O bana çok cevap verecekti.”

Buhârî, 9/Mevâkîtü’s-Salât, 5(h. no:527)

 

سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «انْتَدَبَ اللَّهُ لِمَنْ خَرَجَ فِي سَبِيلِهِ، لاَ يُخْرِجُهُ إِلَّا إِيمَانٌ بِي وَتَصْدِيقٌ بِرُسُلِي، أَنْ أُرْجِعَهُ بِمَا نَالَ مِنْ أَجْرٍ أَوْ غَنِيمَةٍ، أَوْ أُدْخِلَهُ الجَنَّةَ، وَلَوْلاَ أَنْ أَشُقَّ عَلَى أُمَّتِي مَا قَعَدْتُ خَلْفَ سَرِيَّةٍ، وَلَوَدِدْتُ أَنِّي أُقْتَلُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ثُمَّ أُحْيَا، ثُمَّ أُقْتَلُ ثُمَّ أُحْيَا، ثُمَّ أُقْتَلُ»

29)Ebû Hureyre (r.a.)’i Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu aktarırken işittim: “Allah kendi yolunda cihada çıkan kimseye: ‘Onu evinden çıkaran şey yalnız bana iman ve elçilerimi tasdik ise, nail olduğu ecir ve gani­metle (salimen yurduna) geri getireyim, yahut cennete girdireyim’ diye tekeffül etmiştir. “Ümmetime meşakkat verecek olmasaydım, hiç­bir cihat müfrezesinin arkasından geri kalmazdım. Yemin olsun ki Allah yolunda öldürülüp diriltilmemi, ondan sonra öldürülüp diriltilmemi, ondan sonra öldürülmemi ne kadar isterdim!”

Buhârî, 2/İman: 29 (h. no:36)

 

حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ الأَنْصَارِيُّ، قَالَ: حَدَّثَنَا عَبَايَةُ بْنُ رِفَاعَةَ، قَالَ: أَدْرَكَنِي أَبُو عَبْسٍ وَأَنَا أَذْهَبُ إِلَى الجُمُعَةِ، فَقَالَ: سَمِعْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «مَنِ اغْبَرَّتْ قَدَمَاهُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ حَرَّمَهُ اللَّهُ عَلَى النَّارِ»

30) Yezîd b. Ebî Meryem el-Ensârî (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ben Cuma namazına gitmekte iken Abaye b. Rifâa arkamdan yetişti ve dedi ki: Müjdeler olsun sana senin bu adımların Allah yolunda sayılır; Ebû Abs’den işittim şöyle diyordu: Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kimin Allah rızasını kazanma yolunda ayakları tozlanırsa o ayaklara Cehennem ateşi haramdır.”

Buhârî, 11/Cum’a 18,(h. no: 907); Tirmizî, 20/Fedâilü’l-Cihâd, 7, (h. no:1632)

 

 

 

31)عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «الشَّهِيدُ لَا يَجِدُ مَسَّ الْقَتْلِ إِلَّا كَمَا يَجِدُ أَحَدُكُمُ الْقَرْصَةَ يُقْرَصُهَا»

31) Ebû Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre,  Resûlüllah  (s.a.v) şöyle buyurdu: “Şehit ölürken ancak sizden birinizin çimdiklenmeden duyduğu acı kadar bir acı duyar.”

Nesâî,25/Cihâd, 35,(h. no: 3110);İbn Mâce:24/Cihâd, 16, (h. no: 2802)

 

عَنْ أنس قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّم:" لغدوة في سبيل الله أو روحة خير من الدنيا وما فيها، ولقاب قوس أحدكم أو موضع قده في الجنة خير من الدنيا وما فيها"

32) Enes (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:“Bir kimsenin, sabahleyin veya öğleden sonra birkaç saatlik zaman içerisinde Allah yolunda savaşması dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Sizden biriniz yayı kadar veya kamçısı kadar cennetteki bir yer, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır.”

Camiu’s-Sağir: 7286.

 

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:" مَنْ لَقِيَ اللَّهَ بِغَيْرِ أَثَرٍ مِنْ جِهَادٍ لَقِيَ اللَّهَ وَفِيهِ ثُلْمَةٌ."

33) Ebû Hüreyre (r.a.)’dan Resûlüllah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: Kim Allah yolunda (cihatla ilgili) bir eseri (ameli) bulunma­dığı halde Allah'a kavuşursa (yani ölürse), o kimse (kıyamet günü) bir eksiği olduğu halde Allah'ın huzuruna çıkar.”

Tirmizî, 20/Fedâilü’l-Cihâd, 26 (h. no:1666)

 

عَنْ أَبِي بُرْدَةَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ أَبَاهُ حَدَّثَهُ، أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ إِذَا خَافَ قَوْمًا، قَالَ: «اللَّهُمَّ إِنَّا نَجْعَلُكَ فِي نُحُورِهِمْ، وَنَعُوذُ بِكَ مِنْ شُرُورِهِمْ»

34) Bürde b. Abdullah’a babasının anlattığına göre Resûlüllah (s.a.v.) bir düşman kavmin saldırı­sından endişelendiği zaman: "Allah'ım, Senin gücünle onların boğazlarını tıkarız ve kötülüklerin­den Sana sığınırız”derdi.

Ebû Dâvud, 8/Vitr, 30 (h. no: 1537); el-Mu’cemü’l-Evsat: 2531.

 

عَنْ أَبِي أُمَامَةَ الْبَاهِلِيِّ، قَالَ: جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَقَالَ: أَرَأَيْتَ رَجُلًا غَزَا يَلْتَمِسُ الْأَجْرَ وَالذِّكْرَ، مَالَهُ؟ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَا شَيْءَ لَهُ» فَأَعَادَهَا ثَلَاثَ مَرَّاتٍ، يَقُولُ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَا شَيْءَ لَهُ» ثُمَّ قَالَ: «إِنَّ اللَّهَ لَا يَقْبَلُ مِنَ الْعَمَلِ إِلَّا مَا كَانَ لَهُ خَالِصًا، وَابْتُغِيَ بِهِ وَجْهُهُ»

35)Ebu Umâme el Bâhili (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir adam Resûlüllah  (s.a.v)’e gelerek: “Şöhret ve ücret elde etmek için savaşan kimse hakkında ne dersin?” diye sordu.  Resûlüllah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Onun için hiç bir şey yoktur.” Adam sorusunu üç sefer tekrarladı.  Resûlüllah (s.a.v)’de her defasında: “Onun için hiçbir şey yoktur” buyurdu ve şöyle devam etti: “Allah ancak kendi rızası gözetilerek samimi bir niyetle yapılan ibadetleri kabul eder.”

Nesâî, 25/Cihad, 24( h. no: 3142)

 

سَمِعْتُ أَبَا الدَّرْدَاءِ يَقُولُ: سَمِعْتُ أَبَا الْقَاسِمِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، مَا سَمِعْتُهُ يُكَنِّيهِ قَبْلَهَا وَلَا بَعْدَهَا، يَقُولُ: «إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ قَالَ: يَا عِيسَى، إِنِّي بَاعِثٌ مِنْ بَعْدِكَ أُمَّةً، إِنْ أَصَابَهُمْ مَا يُحِبُّونَ حَمِدُوا وَشَكَرُوا، وَإِنْ أَصَابَهُمْ مَا يَكْرَهُونَ احْتَسَبُوا وَصَبَرُوا، وَلَا حِلْمَ وَلَا عِلْمَ قَالَ: يَا رَبِّ، كَيْفَ يَكُونُ هَذَا وَلَا عِلْمَ وَلَا حِلْمَ؟ قَالَ: أُعْطِيهِمْ مِنْ حِلْمِي وَعِلْمِي»

36)Ebû’d-Derdâ’dan şöyle dediğini işittim. Ben Eba’l-Kasım (s.a.v.)’i (Onu Resûlüllah (s.a.v.)’i bu şekilde künyelerken bundan önce de sonra da duymamıştım.) şöyle buyururken işittim: “Allah (c.c.) İsa (a.s.)’a şöyle demiştir: Ey İsa! Senden sonra yeryüzüne öyle bir ümmet göndereceğim ki, onlara sevdikleri, hoşlandıkları bir şey isabet ederse, bana hamd ve şükreder, hoşlanmadıkları bir felaketle kar­şılaştıkları zaman da sabrederek sevabını benden isteyeceklerdir. Onların hilm ve ilimleri de yoktur. Hz. İsa, Allah'ın buyruklarına, hayret ederek şöyle sordu: Ya Rabb! İlim ve hilm olmadan bunlar nasıl böyle olabilirler? Cenâb-ı Hâk cevaben şöyle buyurdular: Ben onlara kendi hilm ve ilmimden vereceğim.”

el-Mu’cemü’l-Evsât: 3252

 

 

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: " قَالَ اللهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى: أَنَا أَغْنَى الشُّرَكَاءِ عَنِ الشِّرْكِ، مَنْ عَمِلَ عَمَلًا أَشْرَكَ فِيهِ مَعِي غَيْرِي، تَرَكْتُهُ وَشِرْكَهُ "

 

37) Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Yüce Allah bir Kudsi Hadiste şöyle buyurmaktadır: Ben ortakların şirkten en ganisiyim. Her kim bir amel işler, onda benimle birlikte başkasını ortak eylerse, onu şirkiyle başbaşa bırakırım.”

Müslim, 53/Zühd, 5(h. no: 2985)

 

عن ابن عباس ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:" النية الصادقة معلقة بالعرش؛ فإذا صدق العبد نيته تحرك العرش، فيغفر له"

38) İbn Abbas’tan rivayet edildiğine göre Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Halis niyet, Arşa asılıdır. Kul, niyetine sadık kalınca Arş-ı Ala, o kul affedilinceye kadar sallanır.”

Camiu’s-Sağir: 9327.

 

عنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:"إن الله تعالى ينزل المعونة على قدر المؤونة، وينزل الصبر على قدر البلاء"

39)  Ebû Hüreyre (r.a.)’danrivayet edildiğine göre Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kula, Allah'tan yardım kulların ihtiyaçları miktarında olur. Sabır da Allah tarafından kulun başına gelen musibetlere göre verilir.”

Camiu’s-Sağir: 1944.

 

 

عن أبى سعيد الخدري، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:"ثَلاَثَةٌ مَنْ قالَهُنَّ دَخَلَ الجَنَّةَ مَنْ رَضِيَ بالله رَبّاً وبالإِسْلاَمِ دِيناً وبِمُحَمَّدٍ رَسُولاً والرَّابِعَةُ لَهَا مِنَ الفَضْلِ كما بَينَ السَّماءِ والأرْضِ وَهِيَ الجِهادُ في سَبيلِ الله عَزَّ وَجلَّ"

40) Ebû Said el-Hudri’den rivayet edildiğine göre Resülullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Üç cümle vardır ki, kim bunları söylerse Cennete girer. Kişinin, Allah'tan Rabb olarak, İslam’dan din olarak, Muhammed (s.a.v.)’den peygamber olarak razı olmasıdır. Bu üçünden başka dördüncü madde olarak öylesine bir şey var­dır ki, onun fazileti yer ile göğün arasını doldurur. O da, Allah yolunda cihat etmektir.”

Camiu’s-Sağir: 3507